Edebî Kurgu
Yağmurunu Saklayan Şehir
Öteki Sayfa · Örnek
Büyükannem yağmuru reçel kavanozlarında saklardı. Yaz sağanaklarını kayısı kavanozlarına, kış çiselemesini zeytin kavanozlarına, eski evimizin çatısını uçuran fırtınayıysa kocaman bir turşu kavanozuna doldurmuştu.
Gökyüzü kuruduğunda şehir yağmurun sesini unuttu. Çocuklar bulutları dümdüz kareler olarak çizdi. Müzisyenler davullarla yağmuru taklit etmeye çalıştı ama damlaların arasındaki sessizliği hatırlayan kimse kalmamıştı.
Ben bu yüzden arşivci oldum. Ne kalmışsa korumak istiyordum. Nehir kayıtları, ıslak sokak fotoğrafları ve büyükannemin mutfağında ahşap rafa sıralanmış otuz yedi kavanoz vardı elimde.
“Niye açmıyorsun?” diye sormuştum ona.
“Çünkü hatırlamak, sahip olmakla aynı şey değil,” demişti.
Öldüğünde kavanozlar bana kaldı. Haftalar boyunca bulutsuz göğün altında kuruyan şehri dinledim. Bir akşam en küçük kavanozu meydanda açtım. Tek bir damla kaldırım taşına düştü.
İnsanlar yürümeyi bıraktı. Biri güldü, biri ağladı. Kavanozları sırayla açtım. Islak taşların kokusu meydana yayıldı. Yabancılar yüzlerini göğe kaldırıp gözlerini kapadı.
Son kavanoz boşaldığında gökyüzü hâlâ açıktı. Ama kimse hayal kırıklığına uğramış görünmüyordu. Şehir yağmurun sesini yeniden hatırlamıştı.